İdeal Yol - Başmakaleler 4
2. baskısı en kısa zamanda istifadenize sunulacaktır.
İlginiz için teşekkür ederiz...
| Tür Ebat Kağıt Renk Cilt Sayfa Sayısı Laminasyon |
Kitap 15,2x22 cm. İç 70 gr. Enzo - Kapak 300 gr. Mat Kuşe İç 1+1 Renk - Kapak 4+0 Renk İplik Dikiş + Kapakta Gofre + Kulaklı Kapak 210 Sayfa + Kapak Kapakta Mat Selefon + Lokal Lak |
"İDEAL YOL" ESERİ HAKKINDA
İdeal Yol, Merhum Mahmud Esad Coşan Hocaefendi’nin 1960, 70 ve 80’li yıllarda çeşitli gazete, dergi ve yıllıklarda yazdığı yazılar ile yine aynı senelerde TRT radyo ve televizyonunda yapmış olduğu konuşmaların kendisi tarafından kaleme alındığı metinlerinden oluşmaktadır. Kimileri de yazmaya başlayıp tamamlayamadığı veya tamamlasa da bir yerde yayımlayıp yayımlamadığını tespit edemediğimiz yazılarından oluşmaktadır.
M. Esad Coşan Hocaefendi okurlarının hemen hemen tamamına yakını, ona ait olan bu metinlerden ilk defa haberdar olacak, onun kendine has üslubuyla kaleme almış olduğu yazılarını keyifle okuyacak, bilgilenecek ve bir medeniyetin ikliminde seyr ü sefer etmenin hazzını yaşayacaktır.
Hocaefendi, bu günün insanına bazen öğrenci yıllıklarının sayfalarından, bazen gazete köşesinden, bazen dergi sayfalarından, bazen radyo stüdyosundan, bazen de televizyon ekranından seslenirken günün dilini yakalamış, her kesimden her seviyeden insanın idrakine, duyuşuna ve anlayışına hitap etmesini bilmiştir.
Kitapta birbirine yakın konulu yazılar bir araya getirilmek suretiyle kendi içerisinde genel bir tasnife tabi tutulmuştur. Kaynakları verilmemiş olan âyet, hadis, kelam-ı kibar ve şiirlerin kaynakları mümkün olduğunca tespit edilip dipnotta gösterilmiştir. Geniş zaman aralığında yazılan yazılar içerisinde kimi kelime ve kavramlardaki yazım farklılıkları giderilerek bir imlâ birlikteliği sağlanmıştır. Sonuna kaynakça ve özellikle araştırmacıların istifadesini kolaylaştırmak için ayrıntılı bir dizin ilave edilmiştir. Ayrıca her bir yazının nerede yayınlandığı dipnotta verilmiştir. Yapılan konuşmaların da eğer tespit edilmişse TRT’de hangi tarihte konuşulduğu kaydedilmiştir.
Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında dolu dolu bir hayat sürmüş, toplumumuzun ilim ve irfan hayatına etki etmiş olan M. Esad Coşan Hocamız’ın şimdiye kadar yayımlanmış yayımlanmamış bütün eserlerini okuyucularımıza, fikir ve kültür hayatımıza sunarken kendisini rahmetle yâd ediyoruz. Mevlâ ruhunu şâd ve mesrûr, merkad-i pâkini pür-nûr, mânevî makamını âlâ eylesin.
ESERDEN BİR MAKALE:
İDEAL YOL*
Son sınıfta bulunan bir öğrencim, mezuniyet imtihanlarına girmek ve diploma almak üzere oldukları sıralarda bana, “Hocam! Mümkün olsaydı birinci sınıfa yeniden kaydolur, şimdiye değin edindiğim tecrübelerin ışığında, değişik ve daha aktif bir anlayışla Fakülte’yi bir kere daha okurdum.” demişti.
Çoğumuz iyi değerlendiremediğimiz, mahiyetine derinden derine nüfuz edemeden yaptığımız çalışmaların, harcadığımız zamanların sonunda, buna benzer temennilerde bulunmuş, tahassür ve nedamet izhar etmişizdir. Vaktinde uyanarak elden kaçırdığımız birtakım fırsatları telafi etmemiz şüphesiz imkân dahilindedir.
Beni en çok düşündüren, hatta korkutan şey, son pişmanlık demi, “merdivenleri ağır ağır çıkıp bitirdikten sonra, eteklerinde dökülmüş, gümüş renkli bir yığın yaprağı görüp semaya ağlayarak bakılan” zamandır. Dünyadan göç etme anında pişmanlık duyulmayan bir ömür; zekice, dinamik ve verimli geçirilmiş bir hayat... ne kadar büyük bir zafer!
Yâdında mı doğduğun zamanlar?
Sen ağlar idin gülerdi âlem.
Bir öyle ömür geçir ki olsun
Mevtin sana hande, halka mâtem... (1)
Benim, mezun olan veya yeni gelen öğrencilere, okuyuculara ve herkese, burada hatırlatmak istediğim nokta şu: Çevrenizde bir yığın insan ve bir o kadar da fikir veya fikirsizlik var: Vurguncu, eyyamcı, kozmopolit, anarşist, sosyalist, komünist, epikürist, idealist, memleketçi, devrimci, bölgeci, ırkçı, ümmetçi vs. Siz, en son nefesi düşünerek; o anda “eyvah”larla, “keşke”lerle dövünmemeyi; bin kere, milyon kere ölmekten daha beter, kaskatı bir yeis içinde beyhude çırpınmamayı gaye edinerek kendinize bir yol seçiniz. Hakk’ın emrinde, insanlığın ve insanların hizmetinde; başınızda en yüksek ve en asil fikirler, kalbinizde en ılık, en tatlı, en müşfik duygular; bilgili, şuurlu ve vakur adımlarla ebediyete doğru ilerleyiniz. Sarsılmaz, eskimez bir ülkünüz bulunsun; yarınınız bugünden daima daha ileri ve yüksek olsun!
İçsen bu sudan, bir daha, dostum; susamazsın...
Bir hâl gelir... ağlayamazsın, susamazsın! (2)
-------
* Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 1949-1969 Mezunları Yıllığı.
1. Kime ait olduğu bilinmeyen bu şiirin Farsça ve Arapça’sı için bk. Mahir İz, Yılların İzi, 232.
2. Arif Nihat Asya, Bütün Eserleri Şiirler: 1, s. 218.
ben bu kitabı aldım. kitabı okumaya basladım. kitabın 38 . sayfasındaki son paragrafın basındaki TANRIM kelimesinin ne manaya geldigini biri bana anlatsın . acayip midem bulandı . kitabı okumayı bıraktım .
CEVAP (Server İletişim): Konuyla ilgili olarak merhum Hocaefendi'den bir alıntıyla sizleri bilgilendirmek istedik.*
"... (İlâhî) "Ey benim tanrım, ey benim Rabbim!" Tanrı kelimesini kullanmak yasak değildir muhterem kardeşlerim. Bazı kimseler var, "Allah de, tanrı deme!" diyorlar. Tanrı kelimesinin Arapça'sı ilâhtır. İlâhî, tanrım demek... İlâh kelimesi de var Kur'an-ı Kerim'de, Allah kelimesi de var...
Tabii ilâh tanrı demek olduğundan, başka şeylere de yönelmişse insanlar, onlara da ilâh deniliyor. Meselâ: (Eferaeyte menittehaze ilâhehû hevâhü?) "Tanrı olarak kendisine, nefsinin arzularını tanrı edinmiş insanı görmedin mi?.." Demek ki, hevâ-yı nefsini tanrı edinmek, putlaştırmak diye böyle geçebiliyor. Yâni, tapılan her şeye ilâh denilebilir. Binâen aleyh, bunun Türkçe'si olan tanrı kelimesini kullanırsak, "Hocam, sen de mi tanrı kelimesini kullanıyorsun?" filân diye bana sitem etmeyin! Normaldir, bir mahzuru yoktur.
Zâten bizim ecdâdımız da Osmanlı Edebiyatı'nda 14. 15. Yüzyıl'da ve daha sonralarda Tanrı Teâlâ filân diye bayağı kullanmışlardır. Daha eski devirlerde "Tengri" diye de kâfî nunu bastıra bastıra kullanmışlardır. Mahzuru yoktur. İlâhî, tanrım demek; rabbim diyelim biz...
Rab, sahip demek... Bir de insanı sıfırdan alıp, büyütüp beslediği için rabdır. Bir tohumu alıyorsunuz, toplu iğne başı kadar ince bir tohumdan kocaman incir ağacı çıkıyor. Bunu yapan kimdir?.. Allah'tır. Rab, yâni mürebbî, yâni terbiye ediyor, arttırıyor --ribâ--; küçücük çekirdeği koca bir varlık yapıyor. Onun mânâsı başka olduğundan "Rabbim" denmemesi lâzım, "Tanrım" denmesi lâzım!.. Ama siz darılmayın diye ben "Rabbim" de diyebilirim; yeter ki, sizin gönlünüz hoş olsun."
* COŞAN, M. Esad, Hz. Ali Efendimizden Vecizeler, s.49-50., Seha Neşriyat, İstanbul, 1995


